Abdullah Gül ziyaret ettiği Pakistan'ı pek beğendi...

Abdullah Gül ziyaret ettiği Pakistan'ı pek beğendi... Oysa ABD'nin bölgedeki en yakın müttefiklerinden olan ülkeye yakından bakıldığında, durumun içler acısı olduğu görülüyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 30 Mart-2 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirdiği Pakistan ziyaretinde öne çıkarılan konu, ev sahibi Pakistan tarafından, beraberinde 150 kişilik heyetle gelen Gül'e ve Gül nezdinde Türkiye'ye karşı sergilenen ilgi ve sarf edilen övgü dolu ifadeler oldu.
Başkent İslamabad’da 'çok sıcak' karşılanan Gül’e, Quaid-i Azam Üniversitesi tarafından fahri doktora ve Cumhurbaşkanı Ali Asıf Zerdari tarafından Pakistan nişanı verildi. İslamabad'dan Lahor'a geçen Gül'e havaalanı ile şehir merkezi arasındaki 4-5 kilometrelik yolda tempo tutanlardan, Türkçe ve İngilizce 'Kardeşimiz Abdullah Gül hoş geldiniz' ve 'Yaşasın Türk-Pakistan kardeşliği' yazan afişlere, Lahor Polo Klubü'ndeki özel gösterde Mehter Marşı çalınmasına dek tüm ayrıntılar, Gül ve beraberindeki bakanların ağzından kamuoyuna aktarıldı.
İki ülke arasındaki 'stratejik işbirliği'ne ilişkin konular ise ziyaret gündeminde daha arka planında kalan başlıkları oldu. Gül'ün ziyaretinde gündeme gelen ekonomik ve stratejik işbirliği adımlarının, 'iç siyasi gerilimler nedeniyle Türkiye’nin dostluğuna ve sıcak eline ihtiyaç duyduğu bir zamanda' atılmış olması, ABD faktörü gözetilmeden, yine iki ülke arasındaki 'dostluğa' yoruldu.
'Gül'ün dostu'nun yolsuzluğu Başsavcıyı istifa ettirdi
Yatırım Bakanı iken hükümet ihalelerinden komisyon aldığı ortaya çıktıktan sonra “Bay yüzde on” olarak anılmaya başlanan Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin resmi davetiyle Pakistan'a giden Abdullah Gül'ün Türkiye'ye döndüğü gün ise, Pakistan'da ani bir gelişme yaşandı. Pakistan Başsavcısı Enver Mansur, Anayasa Mahkemesi’nin Zerdari hakkındaki 13 milyon dolarlık rüşveti aklama suçlamasıyla İsviçre'de görülmüş eski bir davanın yeniden açılması kararını hükümetin engellediğini öne sürerek görevinden istifa etti.
Anayasa Mahkemesi, bu yılın başında çıkan ve daha önce de yolsuzluk suçundan cezaevinde yatan Zerdari gibi rüşvet ve yolsuzlukla suçlanan binlerce yönetici ve politikacıya dokunulmazlık tanınmasını öngören yasayı iptal etti ve savcılardan, İsviçre hükümetinden Zerdari davasını tekrar açmalarını istemelerini talebinde bulundu. Başsavcı Mansur, davanın yeniden açılması için gerekli belgelere ulaşmasının Adalet Bakanlığı tarafından engellendiği için istifa ettiğini söylerken, İsviçre makamları da Zerdari hakkındaki davanın yeniden açılması için Pakistan hükümetinden bir talep gelmediğini açıkladı.
Pakistan nasıl bir 'kardeş' ülke?
Pakistan üzerine 'özel bir ilgisi ve sevgisi'nden bahsedilen ve Cumhurbaşkanı olarak seçildiği 2007 yılında da ilk ziyaretlerinden birini yine buraya yapmış olan Gül'ün, oldukça memnun ayrıldığı Pakistan, Türkiye'de başka tanıtılmaya çalışılsa da kadın, çocuk ve işçi hakları başta olmak üzere, pek çok başlıkta sınıfta kalıyor.
Pakistan'ın çok önemli sosyal ve ekonomik sorunlara sahip olduğu, 160 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık altıncı ülkesinde, nüfusun yüzde 40’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı, işsizlik oranının çok yüksek seyrettiği, halkın yalnızca yüzde 50’sinin okuryazar olduğu biliniyor.
'Pakistan İslam Cumhuriyeti'nde kadınların durumu...
Bugün yürürlükteki Pakistan Anayasası'nda 'bütün vatandaşların yasalar önünde eşit olduğu' yazsa da, aynı anayasa Pakistan'ın bir 'İslam Cumhuriyeti' olduğunu belirtirken, 'Devletin dini İslam'dır' ve 'Hiçbir yasa Kuran'a ve Sünnet'e aykırı' olamaz diyor. Ülkede kadın haklarının durumu vahim.
Bu ülkede 15-40 yaş arasında ölen kadınların oranının yüzde 75 olduğu ve ölümlerin büyük bir bölümünün de doğum sırasında gerçekleştiği biliniyor. Pakistan’da tecavüze uğrayan kadın zina yapmış sayılıyor ve yetkili mercilere şikayet başvurusunda bulunanlar hakarete ve tacize uğruyor. Dava açmayı başarabildiği durumlarda ise ya suçlu olanlar beraat ettiriliyor ya da davalar yıllarca sürüyor. Kimi davaların sonuçları ise tecavüze uğrayan kadının 'fahişe' olarak damgalanıp cezaevine konmasına varıyor. Pakistan hapishanelerindeki kadın mahkumların yüzde 75′i “zina suçu'ndan yatıyor. Pakistan’da ev kadınlarının yüzde 99’u, çalışan kadınların yüzde 77’si dayak yiyor. Pakistan’da mülkiyetin bölünmemesi için kadınların 'Kuran’la evlendirildiği', bu kadınların bir daha evden dışarı adım atamadığı da söyleniyor.
Pakistan'da sömürülen çocuklar...
Dünya futbol topu üretiminin büyük bölümünü gerçekleştiren Pakistan’da çocuk işçiler, 100-150 dolara satılan futbol toplarını günde yarım dolar karşılığında dikiyor. Dünyadaki futbol toplarının üçte ikisi Pakistan'da üretiliyor. Tüm ünlü firmalar üzerilerinde kendi markalarını taşıyan futbol toplarını Pakistan'ın Sialkot şehrinde bulunan atölyelere ısmarlıyor. Yılda yaklaşık kırk milyon futbol topu, Sialkot'taki üretim atölyelerinden çıkıyor. Pakistanlı işçiler ise karanlık atölyelerde yerde oturarak, günde 12 ila 14 saat çalışarak elleriyle futbol toplarını diken Pakistanlıların önemli bir bölümünü de çocuk işçiler oluşturuyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), UNICEF ve 'Save the Children' Fonu 1997'de, Pakistan'da futbol topu endüstrisinde çocuk işçi kullanımının ortadan kaldırılması için ortak bir bildiri olan Atlanta Anlaşması'nı yayınladılar. Bu proje, el dikimi topların tüm dünyadaki yıllık satışının büyük bir bölümüne sahip olan Pakistan'da çocuk emeği kullanımının ortadan kaldırılması hedefliyordu. Ancak ucuz iş gücü ve artan talepler, Pakistanlı çocukların bu sektörde çalıştırılmasını neredeyse teşvik ediyor. Bugün Pakistan’da, başta halı dokumacılığı, tarım ve tuğla yapımında olmak üzere 3 milyon'a yakın çocuk işçi çalıştırılıyor.
İşçilere saldırı...
Pakistan işçi hakları ihlallerinde de kendisinden söz ettiriyor. En iyi bilinen örneklerden biri ise, Telekom'un özelleştirilmesi sırasında yaşananlar... Bundan 4-5 yıl önce, Pakistan hükümeti Pakistan Telekom'un (PTCL) yüzde 26'lık hissesinin satışa sunulacağını ilan ettiğinde ülke çapında 60 binden fazla Telekom işçisi gösteriler gerçekleştirdi. Telekom işçileri, şirketin ihaleye çıkarılmasına karşı uzun süreli grev hazırlığındaydı.
İşçilerin grevini engellemek için harekete geçen Pakistan ordusu birçok kentte aynı anda saldırıya geçti. Ordu ve polis birlikleri, ülkenin birçok kentindeki PTCL tesislerini “ele geçirdi'. Tanklar ve makineli tüfekler monte edilmiş araçlarla binalara giren askerler, yüzlerce sendikacı ve işçiyi gözaltına aldı. İşçiler üzerinde terör estiren ordu ve polis birlikleri, işçi önderlerinin ailelerine de saldırdı. “Çalışma barışını bozmak” suçlamasıyla ülke çapında gözaltına alınan işçi sayısı 600'ü geçerken, bir kısmı çocuk 40'ı aşkın sendikacının aile mensubu da, sendikacılara gözdağı vermek amacıyla gözaltına alındı. Kolluk kuvvetleri, geceyarısı ev baskınlarıyla sürek avına girişti.
Taliban'a uzun yıllar ev sahipliği yapıp destek veren gerici ve ABD'ci Pakistan yönetimi, o dönemde özelleştirme saldırısına karşı direnen işçileri, greve devam etmeleri durumunda “anti-terör yasaları”nı devreye sokacağını söyleyerek, “terörist” olarak damgalamaya da çalışmıştı.
(soL-Haber Merkezi)