Altınsay'ın, Dünya Kupasında stat seslerini filtreleyen TRT'den bir ricası daha var...

Radikal spor yazarı İbrahim Altınsay'ın, Dünya Kupası maçlarında stat
seslerini filtreleyen TRT'den bir ricası daha var...
Yorumcuya filtre lütfen
Futbol deyince bazı şeylerin Dünya’da fazla, bizde ise az olmasından
yakınıyoruz hep. Örneğin, dünya futbolunun sorunu, futbolun ekonomik
temelinin çok büyümesi ve bunun fazla rasyonalize edilmesiyken, yani
kalıplaşmış deyimiyle, ‘endüstrileşme’yken, bizde bu işlerin hâlâ az
gelişmiş feodal ilişkiler içinde yürütülmesi asıl dert.
Televizyon da öyle. Futbolun Dünya’da fazla televize olmasından
yakınırken, devlet kanalımız sanki köy turnuvası aktarıyor bize. Üstüne
üstlük bir kendini beğenmişlik, bir kendini övme, sormayın gitsin.
Genel havaya uyacaklar ya, sanki gecenin bir yarısında Ramazan davuluyla
uykusundan hoplatılan bir millet değilmişiz gibi, ağızlarını
açtıklarında Vuvuzela’dan şikayet ediyor spiker ve yorumcuları...
Sonunda stat doğal sesini kıstılar. Teknolojik olmadan duramazlar ya,
‘vuvuzelayı filtreleme’ adını taktılar buna.
Böylece kaldık mı resmi yorumcuyla baş başa. Maçı unutup onun serdettiği
cevherleri takmaya başladık. Cevherleri yazsam bir sayfa yetmez.
Üstelik neden bunlarla meşgul olayım ki! Beğenen dinler, savunan
savunur. Herkesin algısı, zevki, beklentisi farklı... Bunlarla da zerre
kadar ilgilenmiyorum. Yorumcuya takılmadan maç izlemek istiyorum sadece.
Devlet kanalından rica ediyorum;
“Beğenmeyen dinlemesin” deyin lütfen. ‘İleri teknoloji yoluna girdik’
iddiasındasınız ya, en azından sayısal platformlardaki yayınlarda,
sadece stat sesini duyabileceğimiz bir audio seçeneği verin. Bunun
yanında bir de sadece uluslar arası yayının sesinin geldiği bir kanal
olabilir. En azından finalde yapın bunu.
Aynı şeyi yeni sezonda, Lig TV ve NTV Spor’dan da istiyorum. Naklen
yayınlanan karşılaşmalarda, bir tane sadece stat sesinin duyulduğu, bir
de orijinal sesin duyulduğu birer audio kanal açsınlar. NTV Spor
Wimbledon finalinde neden yapmadı bunu?
Aslında has seyirci, televizyonda da olsa kendini statta hissetmek
ister.
Sadece 90 dakikalık maçla yetinmez.
Maç öncesi bilgiler ve gelişmeler ile maç sonu röportajlar ve
tartışmalarla maçın havasına girmek ister.
Devlet kanalındaki stüdyo programlarında arkada bölük pörçük görüyorum.
Dünya Kupası’nda maçların öncesi ve sonrasında çok ilginç yayınlar var.
Tamam stüdyo programlarınız şıklıktan ve ilginçlikten yıkılıyor olabilir
ama kanalınız bol... Bir kanaldan da Kupa’nın ‘uluslararası feed’ini
yayınlasanız, bir de anında çeviri koysanız diyorum. Ne olacak, ne olmuş
öğrenelim. Birkaç kanal ötede bu işi çok iyi yapan Eurosport’a gitmek
zorunda kalmayalım.
Aman “Reklam yayınlamak zorundayız” demeyin sakın... Kamu bütçesinden
har vurup harman savuran bir kurum neden reklam alır, o ayrı. DASK gibi
reklama gereksinimi olmayan bir kurumu sponsor yaparak zararı birazcık
az göstermeye çalışmak ne kadar etiktir, o da ayrı. Oniki dakikalık
reklam kuşağı hangi yasada var, onu da RTÜK düşünsün. Ama tam maç
başlarken ve tam maç bitince reklama geçmek hangi yayıncılıkta var? ABD
son dakika golü atıyor ve Slovenya Kupa’ya veda ediyor; Sloven
futbolcuları izleyeceğimize, reklamları izliyoruz. Son dakikada penaltı
tartışması oluyor, yine reklamlar.
Çekip gideceğim
Hep dediğim gibi, maçların yayın haklarını almak başka şey, bunları
hakkıyla yayınlamak başka şey. Devlet kanalımız, sanki benim
vergilerimle hovardalık yapmıyormuş gibi, “Yayın budur, izlemek
zorundasın” diyor. Devlet kanalına da böyle buyurgan bir devletçi
anlayış yakışır hani.
Para biriktirmeye başladım. Sağlığım el verirse 2014’ü Brezilya’da
izleyeceğim. Önce biraz Uruguay, Şili ve ille de Arjantin’de statları
dolaşacağım.
İbrahim Altınsay/RADİKAL