CHP'li Oğuz Oyan, Erdoğan'ın Wikileaks değerlendirmesinin şifrelerini çözdü.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Oyan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Wikileaks belgelerine ilişkin olarak yaptığı açıklamanın ''gelen ilk
tepkinin, belgeleri önemsizleştirme ve değersizleştirme kampanyasının ne
kadar üst perdeden açılacağını gösterdiğini'' belirtti.
CHP genel Başkan Yardımcısı ve CHP Wikileaks Belgelerini İzleme
Birimi Başkanı Oğuz Oyan, yaptığı yazılı açıklamada, belgelerin henüz
binde birinin açığa çıkarıldığını ancak buna rağmen şimdiden yaklaşık 40
yıl önceki Watergate iş merkezinde ortaya çıkan skandalı aşan bir medya
olayıyla karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Wikileaks'in her şeyden önce ABD'yi ve uluslararası ilişkilerini
sarsacağını ve ABD'nin güvenilirliğine darbe vuracağını belirten Oyan,
güven kaybının, belge korumadaki ''gevşeklik'' ve belgelerin içeriği
nedeniyle olacağını savundu. ABD'nin gizli kalmasını tercih edeceği bir
çok görüşme metninin, bir çok diplomatik pozisyonun ve bir çok yabancı
ülke yöneticisi hakkındaki değerlendirmelerinin ve yabancı siyaset
adamlarının birbirleri hakkındaki sözlerinin açığa çıkmış olmasının, ABD
açısından itibar kaybı yaratacağını ve pozisyon açıklaması (pokerde
elini gösterme) anlamına geleceğini belirten Oyan, hiçbir gücün,
özellikle de hegemon güç olma iddiasını sürdürmek isteyen ABD'nin bunu
istemeyeceğini savundu.
ABD'nin bu belgelerin yayımlanmasını dış politika manipülasyonu
için kullanmış olduğu iddialarını ''temeli olmayan bir komplo teorisi''
olarak nitelendiren Oyan, belgelerin bir bölümünün ABD dış politikasını
ve ülkeler bazındaki değerlendirmelerini yakından izleyenler açısından
''malumun ilamı'' olduğunu öne sürdü. Oyan, şunları kaydetti:
''Ama bunlar dahi kritik önemdedir; çünkü burada dahi ayrıntılara
girildiğinde bazı bilinmeyen ögelerin varlığı ortaya çıkmaktadır. Ama
daha önemlisi, belgelerin, yorum-iddia düzeyinde kalan bir takım
değerlendirmeleri daha resmi bir kalıba dökmek gibi tarihi bir önem
kazanmasıdır. Örneğin ABD'nin Türkiye'nin AB'ye üyeliğini destekleme
politikasının, sonuç alınamayacağı bilindiği halde, ABD'nin Türkiye
nezdindeki prestijinin korunması ve Türkiye'nin ABD/AB ekseninde
tutulması için gerekli olduğunun itiraf edilmesi, çok da sürpriz bir
anlayış sayılmaz ama bu, bundan böyle ABD'nin bu konudaki söylemlerinin
inandırıcılığını sarsacak yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuz
gerçeğini değiştirmez.
ABD'nin AKP ve Erdoğan ile ilgili değerlendirmeleri ve bu
değerlendirmelerin zaman içindeki değişim süreci belki bilinemez bir
durum değildi ama kişiler hakkında kullanılan sıfatların bir bölümünün,
yolsuzluk iddialarının açıklanması, ABD'yi özür dilemeye götürecek bir
süreci başlatmış görünmektedir. Nitekim Bayan Clinton ilk özrünü
Türkiye'ye dilemiştir.
Dolayısıyla, ABD'nin çeşitli ülkelerle ve bunların yöneticileriyle
ilişkileri önemli ölçüde yara alacaktır. İlişkilerin geleceği
etkilenecektir ama belgelerin pek az ülkenin ABD ile ilişkilerinde aleni
bir tartışmaya ve gerginliğe malzeme olması beklenir. Çünkü hemen
herkes bu belgeleri not edecek ancak çoğu üç maymunu oynamayı tercih
edecektir. Nitekim özür dileyen Bayan Clinton karşısında Sayın
Davutoğlu'nun takındığı tavır tam da böyledir. Birçok ülke yönetimi,
aynı Türkiye için olduğu gibi, ABD ile ilişkilerini kalıcı olarak
bozabilecek bir dış politika tercihine sahip değildir. Ancak halklar,
hükümetlerinin serinkanlılığını koruyamayabileceklerdir. Amerikan
aleyhtarlığının birçok ülkede, bu arada Türkiye'de yeniden artış
göstermesi beklenebilir. Örneğin ABD'nin PKK'ya yardım ettiğine dair
belgeler, Türkiye'nin siyasi ve istihbarat yetkililerine hatta konunun
uzmanlarına yeni bir şey öğretmeyebilir; ama bu bilginin alenileşmesi
halkın tepkisine neden olur.''
-''DEPREM ETKİSİ YARATABİLECEK CİNSTEN''-
Oyan, belgelerin açıklanmasının ABD ile çeşitli ülkeler arasındaki
ilişkilerin yanı sıra ABD dışındaki ülkeler arasındaki ilişkileri de
olumsuz etkileyeceğini belirterek, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin
bu bağlamda değerlendirilebileceğini ifade etti. Oyan, şöyle devam etti:
''Belgeler, bazı ülkelerin iç siyasetinde de deprem etkisi
yaratabilecek cinstendir. Özellikle de siyasetçilere ilişkin somut
örnekler etrafında aktarılan yolsuzluk iddialarını Türkiye açısından bu
çerçevede değerlendirmek gerekir. Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'de 8 banka
hesabı olduğundan bahseden belge bunlardan en önemlileri arasındadır.
Türkiye'nin en büyük şirketi Tüpraş'ın ilk özelleştirilmesi sürecinde
Hükümete uzanan komisyon alma iddiası ile Erdoğan'ın İstanbul Belediye
Başkanlığı dönemindeki ihalelerde benzer yöntemlerin kullanılmış
olduğuna dair iddialar ilk kez ortaya atılmıyor belki ama bu somutlukta
ilk kez gündeme geliyor.
Başbakan Erdoğan'ın belgeler konusunda 'önce eteklerindeki taşları
döksünler, sonra bunların ciddiye alınıp alınmayacaklarına bakarız'
yolundaki sözleri, bir kaygıyı olduğu kadar bir yalanlama hazırlığını da
göstermektedir. Nitekim Başbakan Erdoğan'ın 1 Aralık günü yaptığı
açıklama, gelen ilk tepki, belgeleri önemsizleştirme ve değersizleştirme
kampanyasının ne kadar üst perdeden açılacağını göstermiştir ama daha
önemlisi, belgeler hakkında açıklama getiremeyen Başbakanın, muhalefete
yüklenmeyi ve medyayı tehdit etmeyi tercih etmesidir.
İktidar partisinin kendisiyle ilgili iddiaları/suçlamaları yanıt
vermeden geçiştirmesi ve dokunulmazlık zırhına sığınarak hesap vermekten
kaçınması, anamuhalefet partisinin göz yumabileceği konular değildir.
Bu konular TBMM'nin ve halkın gündemine taşınacaktır.''
A.A.