CHP Genel Başkanı Baykal, 'Balyoz' kapsamındaki soruşturmayı değerlendirdi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Gerçekten Genelkurmayda böyle bir
eylem planı, (irticayla mücadele eylem planı) yani sabotajları, hukuk
dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem
planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir
olaydır'' dedi.
Baykal, CNN Türk'teki ''Ankara Kulisi'' programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
''Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, Albay Dursun
Çiçek'in hazırladığı iddia edilen belgedeki imzanın kendisine ait
olduğunu söylediği veya onun tarafından yapıldığını kabul ettiği gibi
bir beyanınız oldu, bu sizin bir bilginize mi dayanıyor yoksa bir yorum
mu?'' sorusuna Baykal, ''Bunun gerçekçi bir yorum olduğundan kuşku
duymuyorum. Çünkü askeri savcılığın yaptığı değerlendirmeler, Dursun
Çiçek'le ilgili tutuklama talebi de bir veri olarak ortada'' yanıtını
verdi.
Konuyla ilgili savcılığın tutuklama talebini askeri mahkemenin
geri çevirdiğini, sorunun da buradan kaynaklandığını ifade eden Baykal,
şunları kaydetti:
''İrticayla mücadele eylem planı olarak nitelenen ve birbiri
ardına son zamanlarda ortaya atılan büyük iddiaların bir anlamda
temelini oluşturan ana iddia, hem Genelkurmayın içinde hazırlanmış
olması, hem Hükümete ve irticaya karşı bir eylem planını öngörüyor
olması, kapsamlı ayrıntılı bir plan olması, sonra bu planın
'fotokopiydi, orijinaldi' tartışmasına, orijinal iddiasıyla dört buçuk
ay sonra yeni bir belgenin, 'içeriden tanıklık yapmaya da hazırım'
diyen birisinin mektuba koyup İstanbul'a savcılığa göndermesiyle ortaya
çıkması, bütün dikkatleri bu olaya çekti. Bu olay büyük bir olaydır.
Gerçekten, Genelkurmayda böyle bir eylem planı yani sabotajları, hukuk
dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem
planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir
olaydır.''
Belgenin gerçek olup olmadığıyla ilgili bir sürecin yaşandığını ve
bunun çeşitli aşamalardan geçtiğini anlatan Baykal, ''Ne incelendi?
Kimler inceledi. İnceleme sonucunda varılan kanaat nedir? Ve o kanaat
gerçeği ortaya koyma bakımından ne derece önemlidir? Bu bir bilim''
dedi.
-''PARMAK İZİ İNCELEMESİ ŞART''-
''Adli Tıp zaten güvenmezlik içeriyordu ama Jandarma
kriminal raporu da yetersiz olabilir. Çünkü bu siyasi pazarlıkla
ayarlanmıştır, bunu mu diyorsunuz?'' sorusuna Baykal, şu cevabı verdi:
''Buradaki bütün mesele şu grafolojik incelemeyle matematiksel
gerçeği ortaya koymak kolayca mümkün değildir. İmza incelemesi ile yazı
incelemesinde, 'evet, bu bunundur' diye matematiksel bir kesinlikle
hüküm vermek mümkün değildir. Matematiksel kesinlikte hüküm vermeye
yardımcı olacak yöntem parmak izidir. İmza benzetilebilir, nitekim
orada 'aynısı' denilmiyor. 'Benzer olduğu' falan 'kanaatine
varılmıştır' diyor. Hep esnek ifadeler. Matematiksellik yok. Burada
matematiksel kesinlikle bize yardımcı olabilecek yöntem parmak izi
incelemesidir. İmza sahibi olduğu iddia edilen kişi diyor ki 'Bu benim
imzaladığım bir kağıt değildir, bu benim imzam değildir. Eğer bunu ben
imzaladıysam o kağıdın üzerinde benim parmak izim olması lazım.'
Kendilerine tut diye verdikleri zaman tutmuyor, eldivenle tutuyor.
Hala bu inceleme ne İstanbul'da Adli Tıpta ne de Ankara'da jandarmada
yapılmıştır. Umut ediyorum önümüzdeki günlerde yapılacaktır. Buraya
geldikten sonra bunun yapılmamasını anlayışla karşılamak mümkün
değildir. Nitekim İstanbul'daki mahkemede yani Ergenekon davasına bakan
sivil hakimlerin bulunduğu mahkemede jandarma raporuna ve askeri
savcılığın talebine rağmen Ankara'daki Askeri mahkemedeki hakimler de
'olmaz kardeşim, bunu söyleyemezsiniz' dedi. Mahkeme şu anda bunun
geçerli olduğu kanaatine varabilmiş değildir.''
-''ÇANKAYA BUNUN KONUŞULACAĞI ZEMİN Mİ?''-
''Tereddüt varsa niye bakmıyorsunuz şu parmak izine? Niye bakmıyorsunuz
mürekkep yaşına? Siz Hammurabi belgesindeki yazının yaşını çıkarmayı
başarıyorsunuz da şu Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen kağıttan
belgenin yaşını çıkaramıyor musunuz?'' diyen Baykal, olayla ilgili
kendi vicdanının tatmin olmadığını söyledi.
Baykal, şunları söyledi:
''Bu noktada eğer
silahlı kuvvetlerin komuta kademelerinden birileri 'evet anlaşılıyor bu
yapmış' diyorsa bu kanaati temellendirmek durumundadır. Mahkeme
nezdinde bu temellendirilmiş değildir. Belki umut ediyorum bir süre
sonra diyecektir ki 'yapmış kardeşim işte parmak izleri de var'. Bu
çıkmadan niye böyle bir kabule silahlı kuvvetler gitti? Sorguladığım
nokta bu. Ben tatmin olmamışım. Resmi açıklama yapıldığı zaman böyle
hassas bir konuda, bütün medya, herkes 'kabul etti silahlı kuvvetler'
diyor. Öyle yorumlanacağı biliniyor mu, niye böyle yorumlanacak bir
açıklama yapılıyor? Mahkemede yürüyen bir süreç var. Bu süreci
beklemeden bu angajman kamuoyuna neden yapılıyor. Çankaya da bu kabul
ifade ediliyor mu, edilmiyor mu? Ediliyorsa niye ediliyor? Çankaya
bunun konuşulacağı zemin mi?
Bizim daha olgunlaşmamış, konunun yeterince aydınlatılamadığı bu
noktada Dursun Çiçek'ın bu işin içinde olduğu izlenimini verecek bir
kabulü, bir kurumsal kabulün, ifadenin ortaya çıkması sorgulanması
gereken bir konudur.''
-''KURUMSAL ZAFİYET OLARAK TESPİT EDİYORUM''-
Baykal, 1. Ordu Komutanlığında 2003 yılında yapıldığı söylenen
tatbikatla ilgili bir binbaşının bilirkişi raporunu kamuoyunun
bilgisine sunduğunu ve bu raporun açıklanmasının çok önemli olduğunu
belirterek, ''Yani silahlı kuvvetlerin kendisinin 2003'teki bu olayla
ilgili bir sorumluluk paylaştırma gayreti içine girmiş olduğunu, bu
bilirkişi raporu için de söylüyorum ortaya çıkmış olması çok
düşündürücüdür. Suç var mı yok mu bunu bilmiyoruz, inceleyip görürler.
Fakat 'bilinsin ki bir yetki tecavüzü var burada' denilmiş olmasını ben
bir kurumsal zafiyet olarak tespit ediyorum'' dedi.
Deniz Baykal, şöyle devam etti:
''Çiçek'in sorumluluğuyla ilgili kabul yönündeki açıklama askeri
savcılığın değerlendirmesi, hem de bilirkişi raporu ile 1. Ordudaki
tatbikat hakkındaki değerlendirme, bu kabullerin, ordu komutanlarının,
kuvvet komutanlarının ve Genelkurmay 2. Başkanı'nın tahliyesiyle eş
zamanlı gerçekleşmiş olması dikkat çekici.
Bütün bunların tümünün Çankaya'daki zirvenin ve arkasından kutlama
yemeğinin ertesinde saatlerle ölçülecek bir zaman diliminde cereyan
etmiş olması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Türkiye'de
hukukun, siyasetle, güçle ilişkisi konusunda çok ibret verici örnekleri
yaşamakta olduğumuzu görüyorum. Daha önce de gördük. Çeşitli
vesilelerle gördük. Ergenekon'da da gördük. Bu süreçte de görüyoruz.
Artık Türkiye'de bağımsız bir yargının bu tip hassas konularda kendi
sorumluluğunu üstlenerek kamuoyunu tatmin edici güven verici bir
çalışmayla, hükümler verdiği inancı çok ciddi şekilde sarsılmıştır.''
KONU ÖNCEDEN BİLİNSE FARK ORTADAN KALDIRILABİLİRDİ
İsveç Parlamentosunda Ermeni soykırımı iddialarının bir oy farkla
kabul edilmesini ve bunun ardından yaşanan gelişmeleri nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine Baykal, konunun Türk kamuoyuna çok
geç intikal ettirildiğini belirterek, ''Konu çok daha önce kamuoyuyla
paylaşılmış olsaydı, herhalde oylamadaki bir kişilik farkı ortadan
kaldırmak mümkün olabilirdi'' dedi.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin kararına da
değinen Baykal, bu kararın sadece 1915 tarihiyle ilgili olmadığını,
1915-1923 arası dönemi soykırım iddiaları için mesnet yaptığını
anlattı.
Baykal, ''Bu şekilde ilk kez Cumhuriyet dönemi de yani Atatürk
dönemi de bu iddiaların kapsamı içine alınmıştır. Bu çok büyük bir
haksızlıktır. Hem tarihi bir haksızlıktır hem siyasi açıdan vahim bir
anlayış, kaygı verici bir anlayıştır'' diye konuştu.
Konunun Amerikan Kongresinde bu şekilde ele alınmasının bir tarihi
gerçeğe yönelik ahlaki tavır oluşturma anlayışının ötesinde Türkiye
Cumhuriyeti'ne yönelik siyasi bir karalama, suçlama anlayışını ortaya
koyduğunu vurgulayan Baykal, durumu fevkalade vahim, yanlış bir olay
olarak niteledi.
Amerikan Kongresinin 1894'ten itibaren Ermenilere karşı Türkiye'de
mezalim uygulandığını ifade ederek kararlar çıkardığını anlatan Baykal,
116 yıldır Amerikan Kongresinden Türkiye'ye yönelik defalarca böyle
karar girişimleri olduğunu söyledi.
Baykal, ''Bu, tarihe karşı saygı anlayışıyla ilgisi olmayan bir
iştir. Bu siyasi bir olaydır. Türkiye'nin bunu böyle görmesi lazım.
Hiçbir zaman dış politikada soykırım iddiası tehlikesini dikkate alarak
politik tercihler yapmayacağımızı güven verici şekilde ortaya koymamız
lazım. Bu baskıyla dış politika yapacağımız kanaati yabancılarda ortaya
çıkarsa bunun üstesinden gelemeyiz'' görüşünü dile getirdi.
Bu çerçevede Ermenistan ile imzalanan protokolün yanlış olduğunu da
ifade eden Baykal, ''Protokol, Azerbaycan ile ilişkilerimizi
zedelemiştir, Ermenistan, Amerika ile ilişkilerimize yardımcı
olamamıştır. Maalesef oralarda da bu kararlar çıktı. Bu protokolü artık
uygulama zemini kalmamıştır. Zannediyorum hükümet, 24 Nisana kadar
protokolü çekmeye cesaret edemeyecek. Sadece birtakım yüksek tehdit
olasılıkları etrafında siyaset götürecek ama bu protokol politikası
yanlış bir politikadır'' diye konuştu.
-''İHBARCILARIN ÜZERİNE GİDİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ''-
İçinde silahlı kuvvetlere ait mühimmat bulunan bir
kamyonun polis tarafından durdurulması ve konuyla ilgili savcılığın
açıklaması hatırlatılarak, ''Bu tür olayların yaşanması gelinen nokta
bakımından neler düşündürüyor?'' şeklindeki soru üzerine Baykal, bu tip
konularda ihbarcıların üzerine gidilmesinin çok önemli olduğunu, bu
konuda ihbarı yapanın sevkıyatı ayrıntılarıyla bildiğinin anlaşıldığını
söyledi.
Bu ayrıntıları bilen birinin bunun rutin bir uygulama olduğunu da
bilmesi gerektiğini ifade eden Baykal, ''Ya bunu da bilerek ve yahut
bunu bir gündem belirlemek üzere TSK'ya karşı kampanyanın bir parçası
olarak kullanmayı amaçlıyor. Ya da başka bir ince hesap varsa onun
ortaya çıkması lazım'' dedi.
Bugüne kadar pek çok yanlış ihbar ortaya çıktığını belirten
Baykal, ''Amerika'dan ihbar yapıldı. Başbakan Yardımcısına suikast
iddiası boş çıktı. İhbarı yapan kimdi peki araştırıldı mı? Hayır. Aynı
şekilde hakim, 'takip ediliyorum' diye çıktı, o kozmik patatesler
dediğimiz olay... Günlerce bütün Türkiye ayağa kaldırıldı. Genelkurmay
Özel Harp Seferberlik Dairesi'nde günlerce araştırmalar yapıldı, hiçbir
şey çıkmadı'' diye konuştu.
Baykal, ''bunların, bir suçlama, bir karalama ihtiyacını, bir
merkezden koordine edilen böyle bir planlamanın yürütüldüğü kanaatini
getirdiğini'' ifade ederek, şunları söyledi:
''Bavullarla belge geliyor. Nereden geliyor? Gelenlerin bir kısmı
çarpıtılmış, tahrip edilmiş, eklenmiş ama neyse ne... Bir kısmı da
doğru, doğru da neyi ifade ediyor, neyi amaçlıyor? Böyle bir faaliyetin
sistematik bir şekilde kurumsal olarak iktidarın himayesi ve desteği
olmadan götürülmesi mümkün mü? Günümüzde artık bunlar siyasi
mücadelenin bir yöntem olarak kullanılıyor. Biz de bunlara muhatap
olduk zamanında. Benim hakkımda da zamanında uluslararası iftira
belgeleri, belli yabancı ülke kuruluşlarının orada görev yapan
insanların adını içeren, onların yazışma formatını kullanan resmi
belgelerle bana yönelik suçlamalar yapıldı. Türkiye'de böyle bir
saldırının hedefidir. Elbette bütün hukuksuzluklar araştırılmalıdır ama
toplumda böyle bir kendi kendisine suçlama yönelten, kendine
güvenmeyen, kendi kurumlarını tahrip eden bir noktaya ülkenin
sürüklenmesinin demokrasi arayışıyla, sivilleşmeyle alakası yok.
Maalesef Türkiye'de meydan boş bırakılmıştır. İçeriden, dışarıdan
birilerinin katkısıyla böyle bir tezgah götürülüyor.''